14 Temmuz 2026
Son günlerde Türkiye’den bazı gazetecilerin, Çin hükümetinin davetiyle Doğu Türkistan’a (Çin’in resmî adıyla “Sincan Uygur Özerk Bölgesi”) götürülmesi dikkat çekmektedir. Bu ziyaretlerin zamanlaması ve uygulanış biçimi kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Bağımsız gazeteciliğin temel ilkeleri; haber kaynaklarına serbest erişim, farklı görüşleri özgürce dinleyebilme, resmî makamların yönlendirmesi olmaksızın araştırma yapabilme ve elde edilen bilgileri sansür veya baskı olmadan kamuoyuyla paylaşabilmektir. Oysa Çin’in düzenlediği bu tür programlarda gazeteciler yalnızca yetkililerin belirlediği güzergâhlara götürülmekte; kimlerle görüşecekleri, neleri görecekleri ve hangi programlara katılacakları büyük ölçüde resmî makamlar tarafından belirlenmektedir. Bu koşullarda gerçekleştirilen ziyaretlerin bağımsız ve objektif gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Doğu Türkistan bugün, bağımsız gazetecilerin, uluslararası insan hakları kuruluşlarının ve araştırmacıların erişiminin en ağır şekilde sınırlandırıldığı bölgelerden biridir. Bölge halkı yabancı basınla serbestçe görüşememekte, bağımsız röportajlar yapılamamakta ve devlet denetimi dışında araştırma yürütülememektedir. Dolayısıyla bu şartlarda edinilen izlenimlerin bölgedeki gerçek tabloyu yansıtması beklenemez.
Bu yöntem yeni değildir. Çin yönetimi daha önce de çeşitli ülkelerden siyasetçileri, din adamlarını, akademisyenleri ve kanaat önderlerini benzer programlarla ağırlamış; önceden hazırlanmış güzergâhlar üzerinden “her şey normal” algısı oluşturmaya çalışmıştır. Özellikle İslam dünyasından davet edilen din adamlarına belirlenen camiler ve kültürel merkezler gezdirilerek din özgürlüğünün korunduğu izlenimi verilmeye çalışılmıştır. Ancak bu ziyaretlerde de katılımcıların halkla serbestçe görüşmelerine, istedikleri yerlere gitmelerine veya bağımsız inceleme yapmalarına izin verilmemiştir.
Bu tür organizasyonların temel amacı, uluslararası eleştirileri etkisizleştirmek, ağır insan hakları ihlallerine ilişkin tartışmaları gölgelemek ve davet edilen kişilerin güvenilirliğini Çin’in resmî söylemini destekleyen bir propaganda aracına dönüştürmektir.
Türkiye’den gazetecilerin davet edilmesinin, Çin’in 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe koyduğu “Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası” sonrasına denk gelmesi de ayrıca dikkat çekicidir. “Çin ulusu ortak kimliği” anlayışını toplumun bütün alanlarına yerleştirmeyi amaçlayan bu yasa; dil, eğitim, kültür, din ve kamusal yaşam üzerindeki ideolojik denetimi daha da güçlendirmektedir. Uluslararası insan hakları çevreleri tarafından zorla asimilasyonu kurumsallaştırdığı gerekçesiyle eleştirilen böyle bir yasanın hemen ardından yabancı gazeteciler için imaj gezileri düzenlenmesi tesadüf olarak görülemez.
Eğer Çin Halk Cumhuriyeti gerçekten Doğu Türkistan’daki uygulamalarına güveniyor ve uluslararası kamuoyuna karşı şeffaf olduğunu iddia ediyorsa, bunu kontrollü propaganda gezileriyle değil, bölgeyi bağımsız gözlemcilere açarak göstermelidir.
Bunun için;
● Birleşmiş Milletler’in ilgili özel raportörleri ve insan hakları mekanizmalarının bölgeye ön koşulsuz erişimine izin verilmelidir.
● Uluslararası medya kuruluşları hiçbir resmî rehber veya güvenlik görevlisinin gözetimi olmadan serbest araştırma yapabilmelidir.
● Bağımsız insan hakları kuruluşları ile akademisyenler önceden belirlenmiş programlara bağlı kalmaksızın özgür inceleme ve saha araştırması yürütebilmelidir.
● Bölge halkının, devlet baskısı ve misilleme korkusu olmaksızın yabancı gazeteciler ve uluslararası heyetlerle serbestçe görüşebilmesi güvence altına alınmalıdır.
Bu şartlar sağlanmadığı sürece Çin’in organize ettiği hiçbir ziyaret, uluslararası kamuoyunun haklı şüphelerini ortadan kaldırmayacaktır.
Bu durumda dahi tecrübeli Türk gazetecilerin gerçeklerin farkına varabileceği kanaatındayız.
Dünya Uygur Kurultayı Vakfı olarak gazetecileri, siyasetçileri, akademisyenleri ve kanaat önderlerini evrensel gazetecilik etiğine, mesleki bağımsızlığa ve insan hakları ilkelerine bağlı kalmaya davet ediyoruz. İnsanlığa karşı suçlar ve soykırım işlendiği yönünde çok sayıda uluslararası rapor, bağımsız mahkeme değerlendirmesi ve parlamentoların kararı bulunan bir bölgede, yalnızca resmî makamların izin verdiği çerçevede gerçekleştirilen ziyaretlerin gerçeğin yerini tutamayacağını bir kez daha vurguluyoruz.
Doğu Türkistan’daki gerçeklerin ortaya çıkmasının tek yolu; tam şeffaflık, bağımsız denetim, özgür basın ve uluslararası hukuka uygun, engelsiz erişimin sağlanmasıdır. Gerçeklerden korkmayan hiçbir devlet, bağımsız gazetecilerden ve uluslararası gözlemcilerden de korkmamalıdır.
Kamuoyuna saygıyla sunulur.