1 Temmuz 2026
Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 105. yıldönümü vesilesiyle bir kez daha vurgulamak isteriz ki, bir siyasi partinin tarihi yalnızca kendi propagandasıyla değil; tarihsel gerçekler, insan hakları ilkeleri ve uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Çin Komünist Partisi, kuruluş yıllarında baskıya, sömürüye ve etnik ayrımcılığa karşı çıktığını ilan etmiş; halkların eşitliği ile milletlerin kendi siyasi geleceklerini belirleme hakkını savunmuştur. Partinin ilk dönem programlarında, Tibet, Doğu Türkistan ve Güney Moğolistan gibi bölgelerde yaşayan halkların, kendi özgür iradeleriyle isterlerse ayrılma ve bağımsız devlet kurma hakkına sahip oldukları dahi ifade edilmiştir. Ancak iktidara geldikten sonra bu söylemlerden giderek uzaklaşılmış; zaman içerisinde siyasi denetim, devlet güvenliği ve ideolojik birlik anlayışını esas alan merkeziyetçi bir yönetim modeli benimsenmiştir. Bugün gelinen noktada ise, özellikle Uygurlar ve diğer Türk halklarının yaşadığı bölgelerde yalnızca siyasi talepler değil, etnik kimliği korumaya yönelik en temel kültürel, dini ve dilsel faaliyetler dahi güvenlik politikalarının konusu hâline getirilmiştir. Dil, din, kültür, eğitim, tarihî hafıza ve milli kimliğe yönelik sistematik kısıtlamalar giderek kurumsallaştırılmış; farklı kimliklerin korunması neredeyse bir güvenlik tehdidi olarak görülmeye başlanmıştır.
Son yıllarda, özellikle 2014 yılından bu yana, kitlesel keyfî gözaltılar, ailelerin zorla parçalanması, din ve vicdan özgürlüğünün ağır biçimde kısıtlanması, kültürel mirasın tahrip edilmesi, ana dilde eğitimin sınırlandırılması, zorla çalıştırma uygulamaları ve yaygın dijital gözetim sistemi uluslararası toplumun ciddi endişesine yol açmıştır. 2022 yılında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi, Sincan’da meydana gelen bazı uygulamaların insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini değerlendirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ile bazı ülkeler ise söz konusu uygulamaları soykırım olarak tanımlamıştır. Çin hükümeti bu değerlendirmeleri reddetmekle birlikte, uluslararası toplumun konuya ilişkin inceleme, değerlendirme ve hesap verebilirlik girişimleri devam etmektedir.
Tam da Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 105. yıldönümünde yürürlüğe giren Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Kanunu, “Çin ulusu ortak kimliği bilinci” anlayışını ilk kez kapsamlı bir yasal çerçeveye dönüştürmüş; uzun yıllardır uygulanan politikaları daha güçlü bir hukuki zemine oturtmuştur. Bizce bu yasa, etnik eşitliği ve halkların temel haklarını güvence altına alan bir düzenleme olmaktan ziyade, asimilasyon politikalarını kurumsallaştıran yeni bir aşamayı temsil etmektedir. Böylece dil, kültür, din, eğitim ve milli kimliğe yönelik müdahaleler daha sistematik bir hukuki dayanak kazanmış; farklı etnik kimliklerin korunmasına yönelik alan daha da daraltılmıştır.
Gerçek anlamda toplumsal birlik ve etnik uyum; baskı, korku, kültürel asimilasyon ve temel özgürlüklerin sınırlandırılması üzerine inşa edilemez. “Birlik”, “istikrar” veya “devlet güvenliği” söylemleri altında bir halkın varlığını, kimliğini ve temel haklarını sistematik biçimde daraltan politikalar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile diğer uluslararası insan hakları standartlarının temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Bu çerçevede Çin hükümetine çağrımız;
- Uygurlar ve diğer etnik toplulukların temel insan haklarını ihlal eden tüm uygulamalara derhâl son vermesi,
- Başta Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Kanunu olmak üzere uluslararası insan hakları standartlarıyla bağdaşmayan yasa ve düzenlemeleri yürürlükten kaldırması veya uluslararası hukukla uyumlu şekilde yeniden düzenlemesi,
- Zorla asimilasyon politikalarına son vererek tüm halkların dil, kültür, din ve vicdan özgürlüğü, eğitim, barışçıl ifade özgürlüğü ile kamu işlerine katılım haklarını güvence altına alması,
- Birleşmiş Milletler mekanizmaları ile bağımsız uluslararası gözlemcilerin ilgili bölgelere engelsiz erişimine izin vermesi,
- Temel haklarını barışçıl biçimde kullandıkları için özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişileri serbest bırakması ve ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olanların bağımsız ve etkili soruşturmalar sonucunda adalet önüne çıkarılmasını sağlamasıdır.
Dünya Uygur Kurultayı Vakfı