Doğu Türkistanlılar Çin'in 21.yüzyıldakı soykırım politikasının kurbanlarıdır. Onlar Çin'in iç bölgesine suçlu gibi zorla göç ediliyor ve akıbeti bilinmiyor...
Doğu Türkistan yüzölçümü 1.828.418 kilometrekaredir. Türklerin eski yerleşme alanlarından biridir. 1949 yılının Ocak ayında Çin Halk Özgürlük Ordusu Doğu Türkistan Cumhuriyetini işgal etti. 70 yıldan beri Çin hükümeti Doğu Türkistan'da soykırım polıtıkası uygulamakta...
Bugün anavatanlarında yalnızlaştırılan ve Çin’in devasa nüfusu içerisinde “egzotik” etnik unsurlar hâline getirilen Uygur Türkleri, günümüzde dünyada örneğine pek rastlanmayan otoriter rejimlerden birinin sömürge tebaası konumundadır...
Çin, BM İnsan Hakları Konseyi oturumunda Dünya Uygur Kurultayı başkanı Dolkun İsa’nın konuşma yapmasını engellemeye çalıştı.
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa, 23 Mart 2023 İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin (UNHRC) 52. Oturumu sırasında Doğu Türkistan’da yaşanan soykırım ve insan hakları ihlalleriyle ilgili konuşma yaptı.
Çin’in Uygurlara ve diğer Türk halklarına karşı işlediği insanlığa karşı suçlar konusunda uyarıda bulunan BM İnsan Hakları Konseyi raporu da dahil bir dizi yakın tarihli raporlara işaret eden İsa ihlallerle ilgili “acil önlem alınmasını gerektirdiğini” söyledi.
Ancak konuşmaya başlar başlamaz, odadaki Çin temsilcisi Mao Yizong, konuşmacının niteliklerine itirazı olduğunu belirterek Isa’nın “bir STK’nın temsilcisi olmadığı veya bir insan hakları savunucusu olmadığı” belirtti.
Bir tercüman aracılığıyla Çince konuşan Mao, İsa’nın “Daha ziyade Çin karşıtı, ayrılıkçı” olduğunu belirterek “konseyde ayrılıkçı faaliyetlerde bulunmasına izin verilmesinin, Konsey’in amaç ve ilkelerine ciddi şekilde aykırı olacağı” iddiasında bulundu.
Mao’nun itirazından sonra, ABD temsilcisi Sam Birnbaum söz alarak İsa’nın BM’nin en üst insan hakları organı olan konseye hitap etme hakkı olduğunu savundu.
Çek Cumhuriyeti’nden meclis başkanı Vaclav Balek ise, STK’ların tartışma sırasında kendilerini temsil edecek konuşmacıları seçmekte özgür olduğuna işaret ederek, İsa’nın konuşmasını tamamlamasına karar verdi.
İsa, sivil toplum örgütü Küresel İnsan Hakları Savunması tarafından, konseyin 47 üye ülkesi ve çok sayıda gözlemci ülkenin görüşlerini dile getirmesinin ardından tartışmanın STK bölümündeki kısa konuşmasını yapması için davet edilmişti.
İsa daha sonra AFP’ye “Çin hükümeti beni ilk kez durdurmaya çalışmıyor” dedi ve “Çin, BM haklar sistemini manipüle etmeye çalışıyor” dedi.
Uygur aktivist BM’de, Çin’i Doğu Türkistan’da BM tevsiyelerini uygulayarak insan hakları ihlallerini durdurmaya, üye devletleri BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin ilgili kararını takip etmeye çağırdı.
Dünya Uygur Kurultayı Aktivisti Zumret Ay Erkin, 23 Mart 2023 İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin (UNHRC) 52. Oturumu sırasında Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle Çin’e ve konseye üye ülkelere seslendi.
Konuşmasında, Uygur Özerk Bölgesi’ndeki ihlallerin insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini belirten OHCHR bağımsız değerlendirmesinden bu yana, bir dizi BM raporu yayınlandığına vurgu yapan Zumret Ay, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kısa bir süre önce yayımladığı Uygurların zorla çalıştırılmasına ilişkin Uzmanlar Komitesi raporunu, BM Özel Prosedür yetkililerinin şubat ayındaki raporunu ve BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesinin geçen ay yayımladığı, bölgedeki insan hakları ihlallerine dair birçok konuyu gündeme getiren Nihai Gözlemleri hatırlattı.
Zumret Ay ayrıca Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin (CERD) 23 Kasım’da yayımladığı ve devletlere insan hakları yükümlülüklerinin ciddi şekilde ihlal edilmesine son vermek için işbirliği yapma sorumluluklarını hatırlattığı kararına özellikle dikkat çeken çekti ve şu ifadeleri kullandı:
“Birçok BM raporlarına rağmen, bu Konsey hesap verebilirlik yollarına anlamlı bir şekilde değinmekte başarısız oldu. Çin Halk Cumhuriyeti’ni CERD ve OHCHR’nin Nihayi Gözlem tevsiyelerini uygulamaya, üye devletleri BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin (CERD)kararını takip etmeye çağırıyoruz”.
DOĞU TÜRKİSTAN’DA NELER YAŞANIYOR?
Doğu Türkistan’da Uygur ve diğer Türk halklarından milyonlarca kişi suçsuz yere toplama kamplarına alınmaktadır. Halen bu baskı tüm şiddetiyle devam etmektedir. Tanıkların ifadelerine göre tutuklulara işkence ediliyor. Sağlıksız şartlarda ellerinde kelepçe, ayaklarında zincirle yaşıyor. Kampta tutulanlara ne olduğu belirsiz ilaçlar ve iğneler veriliyor. Tırnak çekme, kamçı, elektrik gibi işkencelere maruz kalıyor. Kadınlar toplu tecavüze uğruyorlar.
Milyonlarca genç Doğu Türkistan’daki çalışma kamplarında veya Çin’deki fabrikalarda zorunlu köle işçi olarak çalıştırılıyor. Birçoğu toplama ve çalışma kamplarına gönderildikten sonra geride kalanlar da siyasi propaganda ezberlemeye, kamu hizmeti adıyla ücretsiz çalışmaya zorlanıyorlar. Kadınlar kısırlaştırılıyor, hamilelere zorla kürtaj yaptırılıyor. Genç kadınlar Çinlilerle evliliğe mecbur ediliyor. Ailelerinden koparılan 1 milyona yakın çocuk, çocuk toplama kamplarında asimile ediliyor. Çince konuşmaya Çince yaşamaya, Çinliler gibi beslenmeye zorlanıyor.
Milli ve dini kültür mirasları yok ediliyor. Uygur tarihi ve kültürüyle ilgili kitaplar yakılıyor. Türk- İslam mimarileri ve tarihi şahsiyetlerin türbeleri, heykelleri yok ediliyor. İnanç özgürlüğü hiçe sayılıyor. Camiler yıkılıyor. Kur’anlar yakılıyor. Namaz kılmak, oruç tutmak kampa alınma nedeni olarak gösteriliyor. Türkiye başta olmak üzere yurtdışı ülkelerinde okumuş, seyahat etmiş olmak ya da sadece bunları yapan birinin akrabası olmak bile toplama kampına alınma veya hapse atılma nedeni olabiliyor.
“Kardeş aile” projesi adı altında her aileyle ilgilenecek Çinli memur atandı. Bu “kardeşler” aile mahremiyetini çiğneyerek Uygurların evlerinde konaklıyor, aile üyelerinin rejime bağlığını denetliyorlar.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı 2023 yılı İnsan Hakladı raporunda Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere yönelik, baskı, zulüm ve insanlık suçları ile etnik soykırım uygulamalarını sürdürdüğü açıklandı.
Çin’in Uygur soykırımının özel olarak yer aldığı raporda Uygur Türkleri konusunun ABD dış politikasının ana temalarından biri olduğu ve bu konunun yıllık İnsan hakları raporlarına raporlarına yansıtıldığı de bildirildi.
ABD.Dışişleri Bakanı : Rapor, ÇKP’nin Diktatör doğası ile İnsanlık Suçlarını Kanıtlıyor
Özgür Asya radyosu internet sayfasında yer alan bilgilere göre, ABD Dışişleri Bakanı Blinken tarafından 20 Mart’ta açıklanan 2023 yılı Küresel İnsan Hakları raporu 198 ülke ve bölgeye ilişkin 2022 yılındaki insan hakları durumunu yansıtıyor. Dışişleri Bakanı Blinken raporun açıklanması ile ile ilgili düzenlenen toplantıda Çin’in hak ihlallerinin ciddi hale geldiğini belirterek :” 2022 yılı raporu Çin’in Uygurlar başta diğer azınlık olarak tanımlanan Çinli olmayan halklara yönelik etnik soykırım uygulamalarının ÇKP’nin otoriter ve diktatör doğasının güçlü bir kanıtı olduğunu belirterek Çin’in yasaklamalarını ayrıntılı olarak belge ve kanıtları ile birlikte ortaya konulmuştur.”şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı Blinken’in açıkladığı 2022 yılı insan hakları raporundan önemli başlıklar şöyle ;
Çin’in Uygur bölgesinde yaşayan ve Çinli olmayan Müslüman Halklara yönelik insan hakları ihlalleri ÇKP Yönetiminin insanlığa karşı işlemekte olduğu suçlarını açıkça vurgulamaktadır.
Çin yönetimi bölgede “Eğitim Merkezleri”adı ile kurduğu yüzlerce Çin tipi toplama kamplarında bir milyondan fazla Uygur, Kazak ve diğer Müslüman Türkleri keyfi olarak hapiste tutmaktadır.
Uygurların neslinin yok edilmesi için Uygur kadınları zorla kısırlaştırılmakta, hamile olanlara zorla kürtaj uygulanmaktadır.
Kamplarda hapiste tuttuğu kadınlara cinsel istismar yapılmakta,sistemetik saldırılar,etnik ve cinsel aşağılamalar uygulanmaktadır.
Uygurları kitlesel olarak Köle/İşçi olarak zorla çalıştırmaktadır
Müslümanlanların dini özgürlükleri yasaklanarak ibadetleri engellenmektedir
Uygurların kendi ana dillerini öğrenmeleri genç nesillere öğretilmesi ve ana dillerinde konuşma ve yazmaları yasaklanmıştır
Uygurların serbestçe hareket etmeleri ve seyahat özgürlükleri engellenmiştir.
İnsan Hakları Raporunun Ayrıntıları
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2022 yıllık raporunda vurgulanan hak ve hukuk ihlallerinin içeriği şöyle ;
Günümüzde Uygur bölgesi dış dünyaya tamamen kapatılmış,yurt dışı ile iletişimleri engellenerek yasaklanmıştır. Böylece bu ülkede yaşayan insanlar dünyadan izole edilmiştir
Uluslararası toplumca tanınan ve bilinen bilim insanları, din adamları, akademisyenler, Sanatçılar ve sporcular başta toplum önderleri keyfi olarak tutuklanmıştır.
2017 yılında başlatılan ve Bölgede yaşayan etnik Çinli olmayan Uygurlar Kazaklar ve diğer Çinli olmayan kişilere yönelik keyfi tutuklamalar insanların gizlice kaçırılarak yok edilmesi uygulamaları halen sürdürülmektedir.
Toplama kampları ile Hapishanelerde zorla tutulanlara yönelik psikolojik ve fiziksel işkenceler yapılmakta ve bu işkenceler sonucu insanlar hayatlarını kaybetmektedir.
Bölgenin tarihi sakinleri olan Uygurlar, Kazaklar ve diğer etnik Çinli olmayan müslüman halklara yönelik baskılar, zulümler,toplu gözaltı ve hapsetme uygulamaları ile özellikle sözde “Yeniden Eğitim Merkezleri” adı ile kurulan Çin tipi Toplama Kampları uygulamaları tek taraflı ve direkt olarak Pekin’de ; Çin merkezi hükümeti tarafından planlanıp talimatlandırıldığı sızdırılan ÇKPb gizli belgelerinde açıkça yer almaktadır.
Pekin’de planlanıp projelendirilip bu soykırım uygulamalarının Urumçi’deki Urumçi’deki sözde yerel makamlar tarafından yerine getirildiği, ÇKP güdümündeki sözde özerk yönetimin bu planlama ve uygulamalarda hiç bir dahlinin bulunmadığı açıkça görülmektedir.
Birleşmiş Milletler’in (BM) 31 Ağustos 2022 tarihli Uygur raporunda yer alan “insanlığa karşı suçlar”dan biri de Uygur bölgesinde tutsakların aniden ölümleridir.
Toplama kampları ve Hapishanelerde hayatlarını kaybeden ve kimlikleri tesbit edilebilen Yakup Hasan, Zeynephan Mehmet Emin ve Abdurreşit Ebul başta onlarca tutuklu ve mahkumun toplama kamplarına hapsedildikten veya bir süre sonra serbest bırakılanların serbest kaldıktan hemen ve ya bir kaç gün sonra hayatlarını şüpheli bir şekilde kaybettikleri bilgisine ulaşılmıştır.
Çin hükümetinin Uygur bölgesinde sözde “yeniden eğitim merkezleri” olarak adlandırdığı Çin tipi toplama kamplarında tutulanlara yönelik baskı, zulüm ve işkence uygulayanların tamamı Çin yönetiminin resmi ve yasal olarak atadığı memurlar ve yöneticilerdir.
Toplama kampları ve Hapishanelerin gündelik hayat koşulları çok yetersiz ve kötü durumdadır. Tutuklu ve hükümlüler koğuş ve hücrelerde kapasitelerin çok çok üzerinde ve duracak yer kalmayıncaya kadar hapsedilmektedir.
Çinli Kamp yöneticilerinin Toplama kamplarına hapsedilen tutuklulara yaptığı işkence çeşitleri : elektrikli copla vurma, tutuklunun başının suya sokularak nefessiz bırakma, toplu cinsel saldırılar, tutuklulara bilinmeyen ilaçları zorla yedirmek ve eğneler enjekte etmek ve diğerleridir.
Tutukluları hayvanlara dahi verilmeyen yiyecekleri yemeye zorlanması, yatak verilmeyerek onların çıplak beton zeminde yan yatarak uyumaya mecbur etmek dahil. hayvanlara, yeterli yatak olmadığı, temiz hava almalarını engellemek, içmek ve hijyen için yeterli su vermemek, istediği ve ihtiyaç duyduğu zaman tuvalete gitmelerine izin vermemek, asgari tıbbı müdahale ve tedaviden mahrum bırakmak ve benzeri işkenceler sebebiyle tutukluların kısa zaman içerisinde sağlıkları bozulmakta ve tutuklu ve hükümlüler yarı canlı hale dönüştürülmektedir.
Toplama kampları ile Çin Hapishanelerinde Siyasi suçlu olarak tutuklu ve hükümlülere ise yukarıdaki baskı ve işkence türlerinin şiddetinin bir kaç kat daha arttırılarak uygulandığı bilgisine ulaşılmıştır.
Bir çok uluslararası insan hakları ve hukuk teşkilatlarının ve Özgür Asya radyosunun elde ettiği bilgiler BM.İnsan Hakları Yüksek Konseyi’nin 2022 yılında açıkladığı Uygur raporu ile birebir örtüşmektedir.
Çin’in Eğitim Merkezleri adını verdiği Çin tipi toplama kamplarına hapsettiği Uygur tutuklulara yapılan bu insanlık dışı işkencelerin “İnsanlığa Yönelik bir Suç ve etnik soykırım Cinayeti ” olduğu ve onların bilinçli olarak ölüme terk edildiği açıktır.
Şimdiye kadar Hapishane Kamplardaki “siyasi tutuklu ve hükümlü lerden sadece Dr.İlham Tohti, Prof.Dr.Rahile Davut, Huştar İsa(DUK Başkanı Dolkun İsa’nin Kardeşi) ve Dr.Gülşen Abbas ve Ekber Esat’in bilgilerine ulaşılmıştır. Diğer yüzlerce tutuklu ve hükümlü hakkında hiç bir bilgi yoktur.
Raporda, Çin yönetiminin aşırı dinci(Radikal) ve “Terörcülük” iddia ve suçlaması ile Toplama kamplarına ve hapishanelere hapsedilenlerin hangi suçları işledikleri şöyledir : = şu bilgilere ulaşılmıştır, Bunlar; “Günde 5 Vakit vakit namaz kılma -Kurani kerim okume- Öğrenme ve öğretme, sakal bırakma, ve dini moüifla Müslüman isimler alma ve kullanma ve diğerleridir.
Bu atil suçlardan dolayı gözaltına alınarak tutuklananların yaşları en küçüğü 15, en büyüğü ise 73 yaşında olması dikkat çetici ve son derece insanlık dışıdır.
Toplama kamplarında tutulan bu Uygur rehineler hiç bir zaman yargı önüne çıkarılmamıştır. Bunların takdiri hiç Uygurca bilmeyen ve Uygurları hiç tanımayan etnik Han Çinlizi CKP üyesi devlet yetkililerinin insafına bırakılmıştır. Bu tutuklular bu ÇKP.üyesi Yetkililer ne zaman serbest bırakmayı arzu ederse o zaman serbest kalmaktadır.
Bu yasa dış hukuksuz ve yasa dışı uygulamaların tek başına Çin’in Uygurları tutuklarken veya kaçırarak gizlice yok ederken, hiç bir yasal prosedür ve hukuk kuralının olmadığını açıkça göstermektedir.
Toplama Kamplarının Dışında Yaşayan Uygurların Genel Durumu
2022 yılı İnsan Hakları raporunda Çin’in Doğu Türkistan’daki Hapishane ve Toplama kamplarının dışında yaşayan milyonlarca Uygur ,Kazak ve diğer Müslüman Türklerin durumuna da yer veriliyor ve onların durumu de şöyle açıklanıyor :
Çin yönetimi bölgede kurduğu gözetleme ve kontrol sistemi ile yüksek çözünürlük özelliklere sahip on binlerce kamera ağı ile 7/24 süre ile kontrol ve gözlem altında tutuyor.
Uygur bölgesinde yaşayan 23 milyon insanın yüzü, araçlarının plaka numarası başta diğer tüm kişisel bilgileri ile eksiksiz bir şekilde izliyor.
Bu gözetleme sistemlerini kullanarak gözaltına alınacak ve hapsedilecek kişileri tesbit ediyor.
bölgesindeki herkesi 24 saat izliyor, Çin hükümeti Uygur bölgesindeki 23 milyon kişinin yüz ve plaka bilgilerini kayıt altına alarak onları sürekli ve eksiksiz bir şekilde izliyor.
Çin yönetimi bunlarla da yetinmeyerek on binlerce etnik Han Çinlisi devlet memurlarını ” İkiz ve Kardeş Aile” safsatası ile Uygur ailelerin evlerine yerleştirdi.
Uygur ailelere zorla yerleştirdiği Bu Çinli Memurlar aracılığı ile kendi ölçüt ve standartlarına göre “Terör ve Aşırılık” içerikli eylemlerini; yanı Kurani Kerim ve dini kitaplar okumak, namaz kılmak, sigara ve içki içmemek ve bunlardan uzak durmalarını gözetlemek suretiyle gibi standartlarına göre onları yakından kontrol ve nezaret ediyor.
Çin yönetimi yukarıda belirtilen insanlık dışı uygulamaları ile bölgede yaşayan ve Çinli olmayan Müslüman Uygurlar ve diğer Türk halklarını resmi devlet politikası şeklinde onlara etnik ayırımcılık ve ırkı aşağılamanın nedenleri olarak kullandıkları tespit edildi.
Çin yönetimi Uygur bölgesi başta Tibet, Güney Moğolistan ve diğer Çinli olmayan halkların yaşadıkları bölgelerde temel insan haklarından olan ifade,düşünce, haber alma(basın) ve internet kullanım özgürlükleri başta olmak üzere akademik araştırma , kadın hakları, gösteri özgürlüğü ile dini inançları serbestçe yaşamak, seyahat ve diğer temel insan hakları yasaklayarak Çinli olmayan halklara insanlık suçu işlemekte olduğu ifadeleri yer alıyor. hareket özgürlüğü Uygurları, Tibetlileri ve Çinli olmayan diğer etnik grupları etkileyen serbest seçim özgürlüğü ve daha fazla olduğu belirtiliyor.
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken basın toplantısında :” önceki yıllarda yayınlanan raporlar ile birlikte 2022 raporu da ABD dış politikasının önemli bir parçasıdır ve olmaya devam edecektir. İnsan hakları küresel bir meseledir. Bu ve benzeri diğer raporları hiçbir ülkenin, dinin veya felsefenin bunu kendine göre tek başına yorumlayamayacağını bildirdi. Küresel değerler ile insan haklarının dünyanın geri kalanıyla aynı olduğunu, yıllık raporun amacı hiçbir ülkeyi eğitmek veya utandırmak değildir. Aksine dünyanın bu konuda ne gibi sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya koymak ve insan haklarının tam olarak uygulanmasına yardımcı olmaktır.”şeklinde değerlendirdi.
2022 Yılı İnsan Hakları raporunun yayınlanması dünya çapında büyük yankı uyandırdı ve çeşitli medya organlarında haber olarak yer aldı. Ayrıca insan hakları konusunda çeşitli tartışmaların gündeme gelmesine yol açtığı bildirildi.
Olga: “Nazilerden ve Komünistlerden acı çekmeyenler, Uygurların çektiği acıyı anlayamaz.”
Hareketi Teşkilatı” lideri Sayın Abbas Abbas ve Uygur Araştırmaları Merkezi Başkanı Sayın Abdulhekim İdris, Çekya Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Olga Richterova ile bir araya geldi. Mart 2023.
Avrupa ülkelerinde faaliyetlerini sürdüren Washington D.C.’deki Uygur Hareketi Teşkilatı lideri ve Uygur Araştırmaları Merkezi Müdürü Abdulhekim İdris, 13-17 Mart tarihlerinde Yunanistan’ın başkenti Atina ve Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’ı ziyaret ederek düzenlenen bazı ülke liderleriyle görüşüyor.
16 Mart’ta Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’a vardılar ve Çek Cumhuriyeti’nin mevcut durumu hakkında bilgi sahibi olan Çek Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı ve milletvekili Bayan Olga Richterova ile görüştüler. Uygurlar. Fransa, İngiltere ya da başka ülkeler olsun, bizim gibi Nazilerden ve komünistlerden hiç çile çekmemiş olanlar, bugünkü Uygurların çektiği acıyı anlayamaz” dedi.
Anlaşılan Abbas ve Abdülhekim İdris, 13 Mart – 16 Mart tarihleri arasında 3 gün Yunanistan’da bulunmuş ve ardından Çek Cumhuriyeti’ne gelerek burada Yunan devlet liderleriyle bir araya gelerek üniversite öğrencilerine ders vermişlerdir. Çin’in Uygurlara karşı işlediği soykırım ve insanlık suçlarının delillerini sunmuşlar ve Uygurların acısını bu ülkedeki Uygurların ağzından ilk duyanlar olmuşlardır.
Anlaşılan Bayan Abbas, 14 Mart’ta Yunanistan Başbakanı’nın Ulusal Güvenlik Baş Danışmanı ve Savunma Bakanı Dr. özgürlük, demokrasi ve insan hakları. Uygurların maruz kaldığı soykırıma ve insanlık suçlarına göz yuman, hatta BM’de Uygurları seslendiren, Uygurların ortak açıklamalarının doğru tarafında yer almak istemeyen ve tarafsız olan böyle bir Avrupa ülkesi imajına yakışmıyor. Yunanistan gibi bir ülkenin
Anlaşılan Abbas ve Abdülhekim İdris, 14 Mart’ta Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelerek Uygur meselesini görüştüler Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Yunanistan’ın şu anda uluslararası arenada tarafsızlık ve denge politikası izlediğini ancak bazı değişikliklerin kademeli olarak gerçekleştiğini belirtti. Yunanistan politikasında yer alıyor. Örnek olarak birkaç yıl önce Yunanistan’ın Rusya’ya karşı savaş alanında olmasının hayal bile edilemeyeceğini, ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Yunanistan’ın batı demokrasilerinin yanında yer alarak Rusya’yı cezalandırma durumunu vurguladıklarını söylediler. Abbas, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndaki yetkililerin açık bir şekilde şunları söyledi: “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı saldırgan savaşı, Rusya’ya bakışımızı değiştirdi. Ancak Çin’e karşı tutumumuzu değiştirmek için başka bir savaşa ihtiyacımız yok” dedi.
13 Mart’ta ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi George Tinusis ile de görüştüler. Abdulhekim İdris, büyükelçinin Uygurların mevcut durumu hakkında iyi haberlerinin olduğunu söyledi. Görüşmede Yunanistan’daki Uygurlar için neler yapılabileceği ele alındı. Uygur meselesine özel ilgi duyduğunu dile getiren George Tinusis, yaptığı konuşmada, diplomatik ilişkilerini ABD ile benzer değerlere sahip ülkeleri cesaretlendirmek için kullanmak istediğini dile getirdi.
16-17 Mart tarihlerinde Abbas ve Abdulhekim İdris, Uygur meselesini görüşmek üzere Çek milletvekili Marek Hilser ve meclis başkan yardımcısı Jiri Oberfalser ile de bir araya geldi. Çek Bilimler Akademisi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Andrej Klimes, Abbas ve Abdülhekim İdris’in Prag’daki etkinliklerine de eşlik etti.
İngilizce bilen ve her zaman Uygur sorunuyla ilgilenen bu kişi, Çek halkının Uygur sorunu konusundaki bilgisinin durumu ile ilgili sorumuzu yanıtladı. Ama yeterli değil. “Bu konu Çek halkına daha fazla duyurulmalı.”
Birleşmiş Milletler (BM), Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki camide fenatik bir islam düşmanı Brenton Tarrant’ın 51 Müslüman’ı katliamla öldürdüğü ve 40 kişiyi de ağır yaraladığı 15 Mart 2019 tarihi anmak için 2022’de aldığı özel bir karar ile her yıl 15 Mart’ı “Uluslararası İslamfobi ile Mücadele Günü” olarak ilan etmişti.
10 Mart 2023’da bu toplantının 2.si BM’lerin New York’taki merkezinde gerçekleştirildi. Toplantının açılışı Konferansın dönem başkanı ve Pakistan dışişleri bakanı Bilaval Butto Zerdari’nin açış konuşması ile başladı. Zerdarı açılış konuşmasında İslam’a yönelik çeşitli endişe ve korkuların yanı sıra, İslam’ın yanlış anlaşılması ve özellikle ve İslam’ı yanlış anlayan insanların davranışları nedeniyle İslam nefretinin insanlığa getirdiği trajedilerin en aza indirilmesinin önemini vurguladı. İslam dininin Barış ve karşılıklı saygı ilkelerine dayanan bir din olduğunu belirten Zerdarı İslam düşmanlığının New York’taki 11 Eylül terör saldırılarından sonra daha da arttığını ve bu günün tarihin bir dönemeç olarak tarihe geçtiğini bildirdi. Bu terör olayının Müslümanlara karşı daha fazla ayrımcılığa, şiddete ve nefrete neden olduğunu belirterek ” İslam’ın terörle ilişkilendirilmesi ve algısı nedeniyle daha fazla istenmeyen olaylar ve trajedi ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak bu tür ciddi sonuçlar, dünyanın dikkatinden her zaman kaçmamalıdır.” şeklinde konuştu.
Daha sonra kürsüye gelen BM Genel Sekreteri António Guterres şunları şöyledi : ” Son yıllarda dünyada günden güne büyüyen İslamofobinin nefret tohumlarının ekilmesinde önemli bir rol oynadığını üzülerek görmekteyiz. “İslam” kelimesinin kökeni ve anlamı aslında “barış” demektir. Ancak, İslamın Barış sözü ile başlayan kutsal kavramları özellikle unutturulmaya çalışıldığını ve bir kenara itildiğini görüyoruz. Son yıllarda dünyada ülkelerini terk etmek zorunda kalan sığınmacıların büyük çoğunluğunun Müslümanlar oluşturmaktadır. Bu milyonlarca mültecilere dol kapılarını açanlar ve sığınma hakkı tanıyanlar yine İslam ülkeleri olmuştur. açarken, şimdi 2 milyar Müslüman kaynak oldu” dedi. bazı insanların gözünde korku ve panik.” şeklinde konuştu.
BM.Büyükelçisi : Çin Yönetimi Uygurlara Etnik Soykırım Yapıyor
Daha sonra söz alan ABD’nin BM.lerdeki Temsilcisi Büyükelçi Linda Thomas Greenfield İslam düşmanlığı tehlikesinin önemine dikkati çekerek başladığı konuşmasında şunları söyledi : ” Benden önce konuşan Çin Temsilcisi, Çin Yönetiminin Müslümanlara karşı hoş görülü davrandıklarını ve Çin’de yaşayan çeşitli din ve kültürlere mensup Vatandaşlarınını bu değerlerine saygı gösterdiklerini iddia etti. Uygurların islami kültürünü, etnik kimliğini ve diğer özgün değerlerine yönelik yok etme girişimlerinden hiç söz etmedi. Halbuki Çin yönetimi Uygur bölgesinde yaşayan Müslüman Türk halklarına karşı baskı ve zulmediyor. Uygurlara karşı insanlık suçu işliyor ve etnik soykırım uyguluyor. BM.başta olmak üzere Uluslararası toplumun Çin’in Müslüman Uygurlara yönelik bu acımasız vahşeti kınaması ve bu vahşetin sona erdirilmesi için harekete geçmesi gerekir. Çin hükümeti Uygur bölgesinde inşa ettiği Çin tipi toplama kamplarını derhal kapatmalı ve bu kamplara hapsettiği milyonlarca tutukluyu derhal serbest bırakmalıdır. “şeklinde konuştu.
İngiltere Hükümetinin Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlara yönelik baskı, zulüm ve soykırım cinayetleri ile ilintili oldukları veya Çin adına casusluk faaliyetlerine karıştıkları sebebi ile toplam bin 104 Çinli öğrenci ve Akademisyene ülkeye giriş yasağı koyduğu bildirildi.
İngiltere’nin The Guardian gazetesinin 15 Mart tarihli haberine göre İngiltere Dışişleri Bakanlığı Çin’in Uygur soykırımı ile ilişkili olan veya Çin adına casusluk yaptıkları için 2022 yılında 839 Çinli öğrenci ile 265 Çinli araştırmacı ve Akademisyen olmak üzere toplam bin 104 Çin Vatandaşının vize talebinin reddettiği belirtildi. Haberde ayrıca, vize talepleri reddedilenlerin sayısının 2016’de 13, 2020 yılında ise 128 kişi olduğu bilgisi de yer aldı.
Gazetenin haberi şöyle devam ediyor : ” İngiliz hükümetinin Çinli öğrenci ve akademisyenlere vize yasağı koymasının sebebinin Çinli Araştırmacı ve Akademisyenlerin Çin’in Uygur bölgesinde yaşayan Çinli olmayan Türk halklarına karşı yürütülen baskı zulüm ve soykırım uygulamalarının bilimsel proje ve planlanmasında yer almış olmaları gösteriliyor. Ayrıca İngiltere’nin teknoloji casusluğuna karşı Çin ile bilim ve teknoloji iletişimindeki katı tutumu nedeniyle olduğu belirtiliyor. İngiltere İstihbarat Örgütü’nün 5.dairesi ülkenin önde gelen eğitim, Araştırma ve Geliştirme Kurumları ile çeşitli Üniversitelerde öğrenci ve araştırmacı olarak çalışan Çinliler arasında Çin adına casusluk faaliyetlerinde artış olduğunu bildirmesinin ardından bu vize yasağı kararının alındığını bildirdi. Adı açıklamayan bir Bakan, Çin’in önde gelen bir biyoteknoloji şirketini Birleşik Krallık Sağlık Hizmetleri Kurumunun genetik veri tabanına erişmeye çalışarak ülkede biyolojik casusluk girişimine bulunmakla suçladığını açıkladı.” ifadeleri yer alıyor.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre, İngiltere’nin kadim ve önde gelen ve prestijli eğitim kurumları olan Oxford ve Cambridge Üniversiteleri ile Birleşik Krallık Teknoloji enstitüsü( Imperial Institute of Technology) gibi ünlü eğitim kurumlarının öğrenci olarak kabul talepleri reddettiği bilim insanı ve öğrencilerin çoğunluğu Çinlilerin oluşturduğu belirtildi. Birlişek Krallık Teknoloji Enstitüsü( Imperial University of Technology)’nde çalışan 5 Çinli bilim insanı, çalışma izinlerinin uzatılma talepleri reddedildiği için İngiltere’den ayrılmak zorunda kaldı.
İngiltere Devlet Güvenlik Servisi uzmanları, hükümetin Çin’e yönelik uyguladığı bu olumsuz diplomatik tedbirlerinin çok yerinde ve olumlu olduğunu övdü ve bu tedbirlerin en kısa zamanda olumlu sonuçlarının görüleceğini bildirdi. Ayrıca, Ülkeye Çin’den ne kadar az araştırmacı ve öğrenci gelirse İlgilterenin o kadar güvenli ve istikrarlı olacağına inandıklarını belirtiyorlar.
Uygur Hareketi, Uygur Araştırma Enstitüsü ve İlham Tohti İnsiyatifi yetkilileri, Çekya’da görüşmelerde bulundu; siyasileri, Uygur soykırımı ve zorla çalıştırılmasına karşı somut adımlar atmaya çağırdı.
Uygur Hareketi, Uygur Araştırma Enstitüsü ve İlham Tohti İnsiyatifi yetkilileri, 15 Mart 2023 tarihinde Çek Cumhuriyeti’nde faaliyetlerde bulundu. Uygur aktivistler, Çekya Senatosu Başkan Yardımcısı Jiří Oberfalzer ve Çekya Meclisi Başkan Yardımcısı Olga Richterová başta olmak üzere Çekya’daki önemli siyasi şahsiyetlerle görüşmeler gerçekleştirdi.
ÇKP SOYKIRIMDAN SORUMLU TUTULMALI
Görüşmelerde, Doğu Türkistan‘da devam eden soykırıma karşı koymanın ve Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) sorumlu tutmanın yolları konuşuldu. Uygur aktivistler, siyasileri kayıp Uygur Türkleri için harekete geçmeye, somut adımlar atmaya çağırdı.
“TAAHHÜTLERİ İÇİN MİNNETTARIZ”
Uygur Hareketi icra direktörü Ruşen Abbas, Oberfalzer ile yaptığı görüşmelerini değerlendirerek “Önerileri ve Uygur soykırımı ile Uygur zorunlu çalıştırma politikalarına karşı koyma konusundaki taahhütleri için minnettarım” ifadesinde bulundu.
İlham Tohti İnsiyatifi sözcüsü Enver Can, “Senatör Jiri Oberfalzer tarafından bugün makamında kabul edilmekten onur duyuyor ve Uygurların insan hakları sorununa olan duyarlılığını takdir ediyoruz. Konuyla ilgili bir sonraki girişimini sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
Uygur Hareketi, İstanbul‘da Doğu Türkistanlı gençlere yönelik aktivizm eğitimi semineri düzenledi. 2 gün devam eden seminerde Çin’in soykırım politikalarına karşı aktivizm faaliyetleriyle ilgili eğitimler verildi.
Uygur Hareketi (The Campaign for Uyghurs) 11-12 Mart 2023 tarihlerinde İstanbul’da Doğu Türkistanlı gençlere yönelik aktivizm ve medya eğitimi semineri düzenledi. Gençlerden yoğun ilgi ve katılım sağlandı. Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırım politikasını medya yolu kullanarak duyurmanın ve halkı bilinçlendirmenin yöntemleri ele alındı.
İki gün devam eden seminerde, Türkiye ve yurt dışından gelen akademisyenler, tecrübeli aktivistler ve gazeteciler, Uygur gençlerine Çin’in soykırım politikalarını durdurmaya yönelik aktivizm faaliyetleriyle ve soykırımı duyurmaya yönelik etkili medya çalışmalarıyla ilgili eğitimler verdi.
Programın ilk gününde Araştırmacı yazar Dr. Eset Sulayman “Geçmişten ve Bugünden Unutulmaz Dersler: Çağdaş Uygur Tarihinin İhmal Edilen Köşeleri ve Trajedileri” başlığıyla, Prof. Dr. Faruk Şen “Uygur Soykırımı: BM’de Daha Etkin Mücadele Yöntemleri“, Prof. Dr. Aladdin Yalçınkaya “Uluslararası Uygur Soykırım Diploması” ve Uygur Hareketi’nin Program Yönetmeni Arslan Hidayet, “Dezenformasyon ve Sahte Anlatılarla Mücadele” başlığıyla söyleyişler gerçekleştirdi.
Gün sonunda ise katılımcılar grup çalışması yaparak dezenformasyon ve sahte anlatılara karşı nasıl mücadele edileceği müzakere edildi.
Programın ikinci gününde ise CHP’nin ABD temsilcisi Yurter Özcan “Amaçlı Lobicilik: 26 Yılda Öğrendiklerim“, Uygur Hareketi Savunuculuk ve İletişim Direktörü Sabrina Sohail “Dijital kampanya nasıl oluşturulur?“, Bitter Winter haber sitesi sorumlu direktörü Marko Respinti “Medya ve Uygurlar: Dost mu Düşman mı?”, insan hakları savunuculuğu şirketi Ascend Consulting’in CEO’su Anne Basham“Hükümete Insan Haklarını Etkin Şekilde Savunmak” ve Tamga Türk haber sayfası sahibi Bahadırhan Dinçaslan“Uygur Soykırımı Medyada Daha Fazla Yer Alma Yöntemleri” başlıklarıyla sunum verdi.
Gün sonunda gruplar halinde kampanya oluşturma alıştırması yapıldı ve kapanma konuşmasıyla iki günlük program sona erdi.
“GENÇLERİN İLGİ, ÇABA VE YENİ FİKİRLERE OLAN EĞİLİMLERİ ETKİLEYİCİ”
Uygur Hareketi’nin Kurucu ve İcra Direktörü Rushan Abbas, Uygur Haber muhabirine programla ilgili değerlendirmesini paylaşarak şu ifadelerde bulundu:
Bu iki günlük programın çok başarılı gerçekleştiğini düşünüyorum, çünkü her seminer konusu bittiğinde öğrencilerin aktif katılımları, yeni fikirleri ve kendini geliştirmeye yönelik çabaları bunu gösteriyor. Bu tarzdaki programlara gençlerimizin ihtiyacının olduğu görünüyor. Bu tarz programları yılda bir-iki kez ile yetinmeyip, daha sık gerçekleştirmemiz gerektiği kanaatindeyim. Gençlerimiz de; kendi tarihimiz yani geçmişte yaşanılan olaylar ve günümüzde gençlerden istenilenler ile ilgili konuların daha çok ön plana çıkarılması gibi taleplerde bulundu. Bu talepler, bizim daha sonraki seminer programlarımızın daha faydalı şekilde gerçekleştirilmesi için dikkate almamız gereken hususları ortaya koydu. Sonuç olarak bu iki günde gençlerimizdeki ilgi, çaba ve yeni fikirlere olan eğilimleri beni çok etkiledi.
“HAKLI DAVANIZDA BİZ TÜRK MİLLETİ OLARAK SONUNA KADAR YANINIZDAYIZ”
CHP’nin ABD temsilcisi Yurter Özcan, program hakkındaki duygu ve düşüncelerini Uygur Haber’e aktardı ve şöyle konuştu:
Bugün İstanbul’da Uygur Hareketi tarafından düzenlenen Uygur gençlerinin eğitim programına katıldım. Öncelikle davet için sayın Ruşen hanıma çok teşekkür ederim. Açıkçası Türkiye’nin dört bir yanından gelen Uygur kardeşlerimizle bir araya gelmek benim için çok güzeldi. Gerçekten çok dinamik, bilinçli, güzel sorular soran ve neslini bilen bir grupla bir araya geldiğim için çok mutluyum. Türkiye Uygur kardeşlerimiz için bir diaspora değil. Burası sizin bir eviniz. Burası da Türk yurdu. Biz burayı Batı Türkistan olarak görüyoruz. O yüzden siz evinizdesiniz. Haklı davanızda da biz Türk milleti olarak sonuna kadar yanınızdayız.
“BU TÜR PROGRAMLAR DAHA SIK GERÇEKLEŞECEK”
Uygur Hareketi’nin Kadın Sosyal Yardım ve Eğitim Direktörü Mükerrem Kurban seminer hakkında şu ifadeleri kullandı:
Bu seferki programımız başarılı bir şekilde sona erdi. Geçen seneki programımıza katılan gençlerimiz, bu sene de aynı şekilde aktif olarak katılım gösterirken; aynı zamanda Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden programımız için İstanbul’a gelen yeni gençler de bulunuyor. Program hakkında gençlerimiz sürenin çok kısa olduğunu, bir günün daha eklenip, kendi aralarında münazara gerçekleştirme şansı verilmesi talebinde bulundu. Planladığımız soru-cevap ve münazara sürelerini uzatmamıza rağmen bu isteklerde bulunulmasından, gençlerimizin seminerden verimli bir şekilde faydalandığını ve daha fazla öğrenme isteğinde bulunduğunu görebiliyoruz. Gençlerimizden gelen taleplerden biri de Uygur Hareketi’nin bu şekildeki programları daha sık gerçekleştirme arzusu oldu.
Almanya merkezli Uygur insan hakları örgütü Dünya Uygur Kongresi, Uygur soykırımını sona erdirme ve Çin Komünist Partisi ihlallerine uluslararası dikkat çekme çabaları nedeniyle Kanadalı milletvekilleri ve Norveç Genç Özgürlük Partisi lideri tarafından 2023 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.
Washington’daki Çin büyükelçiliği, grubun terörist gruplarla bağları olduğunu ve onlara ödül verilmesinin dünya barışına yardımcı olmadığını iddia ederek adaylığı eleştirdi.
BM İnsan Hakları Yüksek Konseyi ” Çin yönetiminin Toplama Kamplarında zorla tuttuğu Uygurları Köle/İşçi olarak zorla çalıştırdıklarını ve bu durumun çok endişe verici olduğunu” açıkladı,
BM.İnsan hakları Konseyi’ne bağlı bir grup bağımsız Araştırmacı ve uzman tarafından hazırlanan ve Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Türk halklarına yönelik baskı, zulüm ve etnik ayırımcılık ve insanlık suçlarına ait yeni bulgulara göre hazırladığı raporu şu konuları içeriyor :
Sabık T.C. Başbakanı ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, eski Baş Gelecek Partisi olarak Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar, Kazaklar ve diğer Müslüman Türklere yönelik baskı, zulüm, etnik ayırımcılık ve ağır insan hakları ihlallerini ” İnsanlığa karşı işlenmiş suç ve etnik Soykırım olarak kabul ettiklerini” açıkladı.
Özgür Asya(rfa.org/Uyghur) radyosunun haberine göre Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bu açıklamalarını kendisi ziyaret eden Dünyü Uygur Kuruultayı İngiltere Temsilcisi Rahime Mahmut’u kabulünde söylediği bildirildi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu,Partisinin kurulduğu günden itibaren Doğu Türkistan meselesini sürekli gündeme tutmaya çaba sarf ettiklerini şunları söyledi : ” Ben Partimden Doğu Türkistan meselesi konusunda 2 talepte bulundum :
Gelecek Partisi olarak Seçimlerde başarılı olalım veya olabilmeyelim, bir Siyasi Parti olarak Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere karşı insan hakları ihlallerini etnik soykırım yaptığını kabul edilmesi
Parti olarak Çin’in Doğu Türkistan Türklerine karşı insanlık suçu işlediğini ve etnik soykırım yaptığını tüm dünya duyurulmasını talep ettim.
Çin yönetimi işgalindeki Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere karşı tam bir etnik soykırım yapmaktadır. Bu da aynı zamanda tüm insanlığa karşı işlenmiş bir insanlık suçu tanımına uymaktadır. Çin, bu ülkede yaşayan Uygur, Kazak, Kırgiz ve diğer tüm Türk halklarının dinini, dilini, binlerce yıllık örf adet- gelenek ve göreneklerini tamamen yok etmeyi sürdürmektedir. Böyle bir durumda gerek Partimiz gerekse Türkiye devleti ve yönetimi olarak bu ülkede yaşayan Müslüman Türk Soydaş ve Kardeşlerimizin dini ve milli kimliklerini ve tüm etnik değerlerini koruyabilmeleri hususunda geleceğe yönelik plan ve projeler üretmeli ve bunu uygulamaya koyabilmeliyiz. Ayrıca Çin’in soykırım uygulamalarının vehameti ve şiddeti bir an önce harekete geçmeli ve asla geç kalmamalıyız. ” şeklinde konuştu.
GP Genel Başkan Yrd.cısı Özdağ : Türkiye Çin’in Uygur Soykırımına Karşı Harekete Geçmeli
DUK İngiltere Temsilcisi Rahima Mahmut’un Partisini ziyaretini değerlendiren GP.Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ Yardımcısı Selçuk Özdağ Parti olarak Dünya Uygur Kurultayı yetkilileri ile yakın temas içerisinde bulunduklarını belirterek şöyle konuştu : ” Londra ofisi başkanı Rahima Mahmut hanımdan İngiltere’deki çalışmaları hakkında bilgiler edindik. Genel Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu gerek Dışişleri Bakanlığı gerekse Başbakanlık görevi esnasında Uygur Türkleri meselesi ile yakından ilgilenmiştir. Tayland ve Malezya’ya sığınan Uygur Türklerinin Türkiye’ye kabulü ve getirilmesi başta Uygur Türklerinin problemlerinin çözümü hususunda halledici bir rol oynamıştır. Türk hükümetinin Çin’in Uygur soykırımı konusunda duyarlı olması ve Çin’e baskı yapması gerekir. Önemezdeki Mayıs ayında yapılacak genel seçimlerde başarılı olur ve iktidar olursak Doğu Türkistan meselesinin çözümü noktasında özel çaba göstereceğiz. Gelecek Partisi olarak Çin’in Doğu Türkistan’daki Türklerine yönelik baskı, zulüm,etnik ayırımcılık ve insan hakları ihlallerini ” İnsanlığa Karşı İşlenmiş bir Suç – Etnik Soykırım ” olarak tanımlıyor ve bunun dünyaya anlatıyor ve ilan ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Rahime Mahmut : Sayın Genel Başkan Davutoğlu’nun Minnettarız
DUK Londra Temsilcisi Rahima Mahmut ise Gelecek partisi genel Merkezini ziyareti ve yaptığı görüşmeleri şu sözlerle değerlendirdi : ” GP.Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun Doğu Türkistan davasına yönelik açıklamalarını girişim ve çalışmalarını yakından takip ediyor ve kendilerine minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Kendilerinin Doğu Türkistan meselesinde ayrıntılı ve engin bilgilerinin olduğunu biliyoruz. Kendileri Başbakan olarak 2012’de ve Dışişleri Bakanı olarak 2010 yılında Doğu Türkistan’i ziyaret etmiştir. Gelecek partisinin Çin’in Uygurlara yönelik insan hakları ihlallerini etnik soykırım olarak kabul etmesi ve bunu ilan etmesini çok değerli ve önemli buluyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz. Doğu Türkistan meselesi Türk Milletinin milli bir meselesi haline getirilmesi çok önemlidir. Uygur Türkleri Türk kültür ve medeniyetine ve insanlık değerlerine Türk Milleti adına büyük katkılar sağlamış bir halktır.Bu hususun asla unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Bugün İngiltere’de ve Avrupa ülkelerinde Doğu Türkistan meselesine insanı ve vicdanı açıdan yaklaşım gösteriliyor. Doğu Türkistan meselesi Türkiye’de de bir insanlık,Türklük ve Müslümanlık meselesi olarak gündeme getirilmesini ümit ediyorum. “şeklinde konuştu.
Sürgünde yürütülen Doğu Türkistan milli hareketinin en üst şemsiye kuruluşu Almanya merkezli Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa BM. başta tüm demokratik ülkeler Çin’in Doğu Türkistan’daki baskı, zulüm,etnik ayırımcılık ve soykırım suçlarının bir an önce durdurulması için harekete geçmesi gerekmektedir. “açıklamasında bulundu.
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Dolkun İsa, ABD Dışişleri Bakanı Blinkin’in BM.insan hakları Konseyinde Çin hükümetinin Uygurlara yönelik soykırımının hala sürdürdüğünü ve bu insanlık suçunun bir an önce sona erdirilmesini hatırlatan son konuşmasının şöyle değerlendirdi : ” ” ABD Dışişileri Bakanı Blinkin’in BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ve İnsan Hakları Konseyi Başkanı Vaclav Balek başta bir çok ülkenin üst düzey devlet ve hükümet yetkilerinin hazır bulundukları BM.İnsan hakları Konseyi 52. oturumunda Uygur soykırımının durdurulmasını talep eden bu konuşması çok önümle buluyorum. BM.üyesi,demokrasi ve insan hakları değerlerine bağlı olan ve bu insani kuralları önceleyen tüm ülkelerin bu çağrıya bir an önce olumlu karşılık vermesini ve Çin’in Uygurlara yönelik insan suçları ile etnik soykırım uygulamalarını durdurması için bir an önce harekete geçmelerini talep ediyorum. İnsan hakları meselesi bir ülke/ülkeler veya belirli bir ideolojiye ait olmayıp tamamen insanı ve tüm halklar için evrensel bir hak ve görevdir. BM başta uluslararası kuruluşlar ve tüm ülkeler ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in çağrısı doğrultusunda Çin’in Doğu Türkistan’da işlediği insanlık suçları için hesap verme sorumluluğundan vareste tutulmaması için evrensel insan hakları bildirisine uygun hareket etmesi için adil olmaya ve Uygur Türkleri başta Çin işgal yönetimine ve tüm ülkelere eşit ve adil davranması gerektiğini talep ediyor ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyorum. Ayrıca, BM.lerin önderliğinde tüm ülkelerin katılacağı Çin’in Uygur etnik soykırımını durdurması için özel olarak bir konferans düzenlenmesini de talep ediyorum. ” şeklinde konuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinkin, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 52. oturumunun açılışı münasebetiyle yaptığı özel açıklamasında ” Çin’in Uygur Bölgesinde İnsanlığa Karşı Suçları ile Uygurlara Soykırım uygulamalarını sürdürdüğünü açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, BM.İnsan Hakları Yüksek Konseyi’nin 52 oturumu öncesi yaptığı açıklamada şunları söylediği bildirildi :
Komünist Çin yönetiminin Uygur bölgesinde yaşayan Uygurlar başta diğer müslüman Türk halklarına yönelik etnik soykırım ve insanlık suçlarını işlemeye devam ediyor.
ABD yönetimi olarak Çin yönetiminin Uygur bölgesindeki Uygurlar ve diğer etnik Türk azınlıklara karşı devam eden soykırımı ve insanlığa karşı suçları yakından izliyoruz.
Uygurların ve diğer Türk halkların kitlesel olarak tutuklanması, gizlice kaçırılması(yok edilmesi) temel insani hakları ile her türlü özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanması ve yasaklanması ,Toplama kamplarına hapsettiği tutuklulara yönelik işkence ve cinsel taciz, saldırı ve her türlü baskı ve şiddetler uygulamaktadır.
Çin’in bölgede yaşayan ve etnik Çinili olmayan yerli halklara karşı şiddet dahil olmak üzere ciddi ve çeşitli baskılar ve ağır insan hakları ihlallerinin işlemekte olduğu BM.İnsan hakları Komitesi başta bir çok Kuruluşlarca gerçek bilgi,belge ve açık kanıtlarla raporlanmış ve açıklanmıştır.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin yönetiminin Uygurlara yönelik soykırımı ve İran rejiminin kendi halkına uyguladığı baskı dahil olmak üzere mevcut dünya durumundaki büyük değişiklikler göz önüne alındığında, İnsan Hakları Bildirgesi’nde verilen vaatlerin yerine getirilmesinin önemi ve aciliyeti ortaya çıkmaktadır. Bu baskı ve zulümlerin sonlandırılması “Uluslararası barış ve güvenlik, kalkınma ve insan onuru için olmazsa olmaz ve gerekli değerlerdir.
Blinken : Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi Evrenseldir
ABD.Dışşişleri Bakanı Blinken, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ve İnsan Hakları Konseyi Başkanı Vaclav Balek’in bizzat hazır bulundukları BM.İnsan Hakları Yüksek Konseyi 52.oturumunda yaptığı konuşmada şunları de dile getiridi : ” İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 75 yıl önce dünyanın dört bir yanından gelen uzmanlar tarafından titiz bir çalışma ve araştırmalar sonucu hazırlanmıştır. Çeşitli ülkeler ve milliyetlere mensup uzman ve hukukçuların uzun ve yorucu tartışmaları sonucu son şekli verilmiş ve açıklanmıştır. Bu nedenle insan hakları konusunda yapılacak vurgu veya uygulamalar herhangi bir ülkenin keyfine veya ideolojilerin prensip ve kurallarına göre asla yapılamaz.
Ayrıca, “İnsan Hakları Bildirgesi’nin evrenselliğini sağlamak ve dünyanın herhangi bir yerinde insan haklarını korumak İnsan Hakları Konseyi’nin ve Birleşmiş Milletler’e üye her devletin sorumluluğundadır” şeklinde konuştu.
Yapay zeka ChatGPT Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri sorusunu cevaplandırırken, Doğu Türkisan’in işgal edilmiş bir ülke olduğunu açıkladı.
Çin yönetimi, ülkedeki teknoloji şirketlerine hizmet sağlayan ABD merkezli yapay zeka dil modeli ChatGPT uygulamasına Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri yorumundan son derece rahatsız olduğu ve bu nedenle bu uygulamaya yasak getirdiği bildirildi.
Pekin yönetiminin, ABD merkezli yapay zeka firması OpenAI şirketinin geliştirdiği ChatGPT’nin, Çin’in işgal ettiği Doğu Türkistan ve diğer bölgeler ile ilgili yaptığı yorumları ve bilgileri yaydığı gerekçesiyle yasaklandığı bildirildi.
Ülkenin en büyük sosyal medya platformu veya diğer bir ifadeyle “Twitter’ı” olarak bilinen Weibo’da bu konu gündeme geldi. ChatGPT’nin Çin yönetiminin Uygur Türklerine karşı ciddi insan hakları ihlallerinde bulunduğuna yönelik haberlerden bahsetmesi üzerine videodaki sunucunun verdiği yanıt Çin’i rahatsız etti.
“DOĞU TÜRKİSTAN, İŞGAL EDİLEN BİR BÖLGEDİR”
ChatGPT, Doğu Türkistan’ın Çin tarafından işgal edilen bir bölge olduğunu bildirdi.
DOĞU TÜRKİSTAN İŞGAL EDİLEN BİR DEVLET MİDİR?
“Doğu Türkistan, İslam cumhuriyeti olarak bilinen, Çin tarafından işgal edilen bir bölgedir. Bu bölge, Çin tarafından Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Doğu Türkistan, Türklerin ve Uygurların yaşadığı bir bölge olarak kabul edilmektedir. Ancak, İslam cumhuriyetinin resmi bir devlet olarak kabul edilmediğini ve Çin tarafından işgal edildiğini belirtmek gerekir.”
24 Şubat 2023 tarihinde ,Dünya Uygur Kurultayı yürütme kurulu Başkanı Ömer kanat , DUK içişleri kurulu müdürü Bahtiyar Böre ve Muhacirler komitesi müdür yardımcısı Mehmet Çelepçi Malezya’ya giderek ,Malezya temsilciler meclisi başkanı Johari Abdul ile görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sırasında yürütme kurulu başkanı Ömer Kanat , Uygurların güncel durumu ve Dünya Uygur Kurultayının yürüttüğü faaliyetleri özetleyerek , Malezya Hükümeti ve parlementosundan Çinin soykırımına uğrayam uygur halkına sahip çıkmasını talep etti.
Malezya temsilciler meclisi başkanı Johari Abdul görüşme sırasında ,kendisinin Uygur meselesini yakından takip ettiği ve Ömer kanat başçılığındaki DUK heyeti’nin arzu ve taleplerini yetkili yerler ile istişare edeceğini dile getirdi.
DUK heyeti bu seferki Malezya ziyaretinde yanı sıra, Müslüman Gençleri teşkilatı ABIM gibi önemli yerler ile görüşme sırasında , Uygurlara uygulanan soykırım hakkında yakından ilgi gösteren Malezya’daki tüm Rehberler ve teşkilatlara tüm uygurlar adına sonsuz şükranlarını sunmakla beraber , Müstebit Çin hakimiyeti’nin Uygurlara uygulayan soykırımının özellikle de islama veren zararlarının şu an da şiddet ile devam ettirdiğinin altını çizdi.
17 Şubat tarihinde Almanyanın Mannheim şehride başlayan 59. Mannheim Güvenlik Konseyi toplantısı , 19 Şubat sona erdi.
Başlıca konusu, Dünyadaki güvenlik faktörlerini tartışmaya adanmıştı. Bu toplantıya 100’e yakın ülkelerden gelen 650’den fazla ünlü Devlet adamları katıldı. Bu seferlik toplantı’ya DUK vakfı reisi Dolkun İsa davet edilerek , ilk defa bir Uygurun toplantıya katılması dikkat çekti.
Bazı gözlemciler < Bundan Uygur meselesinin hangi derecede uluslararasılaştığını görebiliriz > özetini çıkarmışlardır.
Uzun yıllardır Çin zulmüne maruz kalan Uygur Türklerinin lideri Dolkun İsa, Almanya’da gerçekleşen güvenlik konferansına katıldı. Üst düzey liderlerin katıldığı konferansta konuşması beklenen İsa, etkinliğe Çinli yetkililerin davet edilmesine tepki göstererek “Çin, küresel güvenlik ve barışa karşı en büyük tehdit olan bir diktatör rejim” dedi.
Sürgünde olan Doğu Türkistan hareketinin en üst kuruluşu olan Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Başkanı Dolkun İsa, Almanya’nın Münih kentinde gerçekleştirilen 59. Dünya Güvenlik Konferansı’na katıldı.
Çin’in eski dışişleri bakanı olan Wang Yi’nin davet edilmesine “Rusya saldırgan, İran diktatör? Peki, Çin demokrasi ile yöneltilen bir ülke mi? Çin, küresel güvenlik ve barış için dünyamızda en büyük tehdit olan bir diktatör rejimdir” sözleriyle tepki gösterdi.
‘SOYKIRIMI GÜNDEME TAŞIYACAĞIM’
On yıllardır düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’na ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Dışişleri Bakanı Anthony Blinken başta olmak üzere 40 ülkeden liderler, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar gibi üst düzey yetkililerden oluşan 650’den fazla kişinin katıldı.
Konferansla ilgili Radio Free Asia’ya konuşan İsa, ” Bu yıl yapılan Münih Güvenlik Konferansına davet üzerine ilk kez Dünya Uygur Kurultayı Başkanı olarak resmi düzeyde katılıyorum ve bu durumdan son derece memnuniyet duyuyorum. İlerideki oturumlarda bana da konuşma fırsatı verildiği takdirde elbette Çin’in Doğu Türkistan’da işlediği insanlık suçları ile etnik soykırımı gündeme taşıyacağım” dedi.
BM SOYKIRIMI GÖRÜŞÜYOR
Öte yandan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Konseyi’nin geçtiğimiz günlerde gerçekleşen toplantısında, Çin yönetimine Doğu Türkistan’da kurduğu toplama kampları ile bu kamplarda tutulan Uygur Türklerinin zorla çalıştırılması ve bölgedeki nüfusun ani düşüşü konusunda eleştiriler yöneltildi. Ayrıca, Çin’den Doğu Türkistan’da işlediği insanlık ve soykırım suçları ve sebepleri hakkında derhal açıklama yapması talep edildi.
Çin hükümetinden hesap sorulan BM Ekonomik , Sosyal ve Kültürel Haklar komitesi’nin 73.toplantısı bugün resmi başlatıldı. Toplantı 3 gün devam ettirilecektir.
Bu nedenle bugünden itibaren Dünya Uygur Kurultayı tarafından BM EkonomiK , Sosyal ve Kültürel Haklar komitesi’nin yerleştiği bina önünde < Xinjiang polis arşivi>nde ortaya çıkan acınası görüntülerin esas alındığı ve Çin hükümetinin Doğu Türkistandaki soykırımı ve İnsanlık suçunu ortaya koyan büyük çaplı resim sergisi başlatıldı. 3 gün süren sergi Cenevre saati sabah 9:00 dan 17:00’a kadar devam edecektir.
15 Şubat 2023 tarihinse Dünya Uygur Kurultayı ve Avrupadaki Uygur teşkilatlarının iş birliği ile Wilson palace’nin önünde büyük çaplı yürüyüş düzenlenecektir. Yürüyüşe katılacak olan katılımcılar, Dünyanın her tarafından Cenevreye doğru yola çıkmaya başlamışlardır.
Dünya Uygur Kurultayı öncülüğünde seferberlik toplantısı yapan Uygur STK temsilcileri, Kahramanmaraş merkezli depremin vurduğu bölgeler için yaklaşık 1 milyon TL bağış toplamanın yanında, kentlere 300’e yakın gönüllü göndererek destekte bulundu.
Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 10 ili vuran depremden etkilenen vatandaşlara destek olmayı konuşmak amacıyla Dünya Uygur Kurultayı öncülüğünde, dünyanın çeşitli bölgelerindeki Uygur sivil toplum kuruluş temsilcileri çevrimiçi olarak seferberlik toplantısı düzenledi.
Depremin ağır etkilerinin anlatılmasıyla başlayan toplantıda afetten etkilenenlere en hızlı ve en etkili şekilde ne tür ve ne yollarla yardımlar yapılabileceği konusunda fikir alışverişi yapıldı.
1 MİLYONA YAKIN BAĞIŞ TOPLANDI
Uygur STK’lar arasında depremzedelere yardım konusunda ortaklık ve iletişimi sağlamak amacıyla bir kriz yardım masası kuruldu. Başkan ve üyeleri belirlendi.
Dünya’nın her yerinde yaşayan Uygur Türkleri arasında, depremden etkilenenlere yardım etmek için bağış kampanyası başlatılması kararlaştırıldı. Katılımcılar arasında ilk adımda bireysel veya dernekler adına bir milyon liraya yakın bağış toplandı.
YAKLAŞIK 300 GÖNÜLLÜ ALANDA
Deprem bölgesinde enkaz altında kalanların tamamının çıkarılmasına kadar orada çalışmaları sürdürecek bir ekip gönderilmesi kararlaştırıldı.
Şu anda yaklaşık 300 gönüllü deprem bölgesinde çalışıyor. Dün 2000 Uygur ekmeği ve 5 bin kişilik Uygur pilavı dağıtıldı.
KAN BAĞIŞI SEFERBERLİĞİ 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremde yaralananlara destek mahiyetinde Doğu Türkistanlı Uygur yurttaşlarımızı bulundukları yerlerdeki Kızılay Merkezleri veya ilgili sağlık kurumlarına giderek KAN BAĞIŞI’nda bulunmaya çağırıyoruz. Göstereceğiniz ilgi için şimdiden teşekkür ederiz. Dünya Uygur Kurultayı Vakfı